1. Anasayfa
  2. Blog

Şirketlerde Kurumsallaşmanın Önemi

21. yüzyılda dünya ekonomisinin baş aktörü ve itici gücü özel sektördür. Özel sektör bir yandan dünyayı değiştirirken diğer yandan da bu değişimleri takip etmekte, pek çok arayışa ve yeniliğe yönelmektedir. Bu dönemde kurumsallaşma, işletmeler için vazgeçilmez bir süreç halini almıştır.

Kurumsallaşma, şirketlerin kişilere en az bağımlı şekilde nesiller boyu gelişerek yaşaması için iş yapış tarzı ve faaliyetlere yönelik kuralların belirlenmesi, sürekli iyileştirilmesi, içselleşmesi ve bunların tüm ilgililerce bilinerek uygulanmasıdır. Bunun temel amacı, firmanın patron, yönetici, kritik personel vb. kişilerden bağımsız hale gelmesi ve sürekliliğinin sağlanmasıdır. Bu, işletmenin önemli noktalarında insanın olmayacağı değil, fakat onlar olmadığında aksama yaşanmadan her şeyin kaldığı yerden devam edebilmesi anlamına gelir. Bugün işletmelerde patron ağırlıklı bir yönetim anlayışının yetersiz kaldığı, yönetimde ağırlık noktasının ekip çalışmasına kaydığı, kişiye bağımlılığın en aza indirgendiği bir anlayışının güçlendiği bir gerçektir.

Kurumsallaşma, işletmenin bir sistem haline gelmesidir. Kurumsallaşma şirketin tamamen profesyonellere terk edilmesi, kontrolün elden çıkartılması değil, şirketin kuralları, standartları, prosedürleri, kendisine özgü değerleri, iş yapma usul ve yöntemleri, çalışma biçimleri olması ve kişilerden bağımsız kalması, yetki ve sorumlulukların dağıtılması, profesyonel bir yönetime geçilmesi, aile ve iş ilişkilerinin birbirinden ayrılması demektir.

Kurumsal bir firmada sistem, bireylere bağlı kalmadan kendi kendine yürür. Yani müdürün izne ayrıldığı bir haftada işler arapsaçına dönmez, yâ da bir ustanın hastalandığı gün, işlerin yetiştirilememesi gibi bir durum olmaz. Herkesin işi bellidir ve sorun yaratabilecek durumların alternatifi vardır. Önemli olan iştir, görevdir. İşe göre eleman alınır, elemana göre iş yaratmaya çalışılmaz. Böyle bir firmada müdürler hatayı önce sistemde ararlar.

Türkiye’deki işletmelerin yüzde 99’u küçük işletme, yüzde 0,9’u orta ölçekli işletme, yaklaşık yüzde 0,1’i ise büyük işletmedir (yaklaşık 1000 adet). Türkiye’deki işletmelerin yüzde 96’sı 5 yıl, yüzde 2’si 10 yıl, yüzde 2’si 10 yıldan fazla yaşayabilmektedir. 100 yıldan fazla yaşayabilen sadece 10 civarı işletme bulunmaktadır.

Türkiye’de kurulan işletmelerin maalesef büyük bir kısmı sistemli, planlı bir yapı ile kurulmazlar. Bunların çoğu da (yüzde 90) aile şirketleridir. Belirli bir büyüklüğe kadar kurucu ve çevresindeki az sayıda çalışanı ile hızlı ilerleyen işletmeler, büyüdükçe daha büyük sorunlarla karşılaşırlar. Başlangıçta, büyümenin ne zaman gerçekleşeceği ve bu durumda neler yapılacağı hakkında planları bulunmadığından, sorunlar ortaya çıktıkça tek tek çözülür ve işletme yoluna devam eder. Ancak bütüncül ve sistemli bir yaklaşım olmadığından, işletme zamanla şişmanlar ve kontrolü zorlaşır.

İşletmelerin gelişmesi, uzun ömürlü olması ve kuşaktan kuşağa geçmesi için, kurumsallaşma zorunludur. Kurumsallaşmanın olmayışı şirketlerin ikinci kuşaktan sonra ömrünü tamamlamalarına neden oluyor. Türkiye’de özellikle aile şirketleri, ikinci kuşakta çözülüp dağılmaya başlıyorlar ve bu şirketlerin sadece yüzde 2’si üçüncü kuşağa geçebiliyor. “Aile işletmelerini birinci nesil kurar, ikinci nesil miras alır ve durumu idare eder, üçüncü nesil ise bitirir.”

Aile şirketlerinin ancak yüzde 2’si, 3. kuşağa ulaşabilirken, kurumsallaşamayan diğerleri yok olmaktadır. Yapılan araştırmalarda kurumsallaşamayıp yok olan aile şirketlerinin, yüzde 43’ünün kardeşler arası anlaşmazlık, yüzde 19’unun kardeş-yeğen-kuzen çatışması, yüzde 19’unun miras kavgası, yüzde 14’ünün aileler arası kavga, yüzde 5’inin aile içi çatışma nedeniyle yok olduğunu ortaya çıkmıştır.

Bir başka istatistik vermek gerekirse, Türkiye’nin en eski 50 şirketinden kurumsallaşarak dağılmadan 4. kuşağa geçebilen şirket sayısı 3’tür. Diğerleri ise, ya dağılıp gitmiştir ya da henüz 4. kuşağa gelebilecek kadar eski bir şirket değildir. Dünyada ise, çok güzel kurumsallaşma örnekleri vardır: Japon Kongo Gumi inşaat şirketi, 1434 yıl önce 578 yılında kurulmuştur ve bugün 40. kuşak işbaşındadır. Yine Japon Hoshi şirketi 718 yılında kurulmuş olup, bugün 46’ıncı kuşak şirketin başındadır. Şarap bağcılığı ile uğraşan Fransız Chateau de Goulaine şirketi 1000 yılında, zeytinyağı üreten İtalyan Barone Ricasoli şirketi 1114 yılında kurulmuştur. Liste bu şekilde uzayıp gidiyor. Bu şirketlerin ortak özellikleri kurumsallaşabilmeleridir.

Sonuç olarak, insanın özel hayatında duygusallık ön planda olabilir, ancak iş hayatında kurallar hâkim olmalıdır. Başarının temel kuralı ise planlı olmaktır. Hangi gün ne yapacağı belli olmayan, nerede sabah orada akşam bir hayat yaşayan bir insanın başarılı olması düşünülemez. Başarı hiçbir yerde tesadüfî değildir; planlı bir çalışmanın ürünüdür.